Rahmetliyle tanışıklığım, bir dönem neredeyse yirmi dört saatimizin birlikte geçtiği Erkin Baba sayesindedir. Jazz Stop”un üstündeki kuliste, süper bir kadro rakı içmişliğimiz vardır. Bu röportajı ise onunla 2002 yılında yapmıştım. Arşivimdeki bir kaç tane diadan sevdiğim bir tanesinide taradım. Buyrun …
Bazı kişileri anlatmak için fazla söze gerek duyulmaz. Cem Karaca da bunlardan birisidir. Oradadır, öyle sizi bekliyordur.
Bir kasetini alır teybinize takarsınız. O kendini size anlatır. İlk başta o müthiş sesi sizi büyüler, ardından etkileyici yorumuna kapılırsınız. Cem Karaca’dır o…
Size aşkı, hayatı hatta resimdeki gözyaşını bile anlatır. Siz sadece dinlersiniz. Zaten yapmak istediğinizde budur.
“Merhaba gençler! Her zaman genç kalanlar…”
-
Kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz, gençliğiniz nasıl geçti?
Azeri kökenli bir baba ve ermeni kökenli bir ananın tek oğluyum. İstanbul’da, 1945 yılında, savaş yılları sonunda dünyaya gelmişim. Çocukluğum büyük bir ihtişamla geçti. Çünkü, babamın genç yaşlarında, olgun yaşlarında sahip olduğu varlıktım. Neredeyse herkes sanatçıydı ana tarafımda. Gençliğim yine sevgi dolu ortamda rahatlık içinde geçti. Anne ve babam tiyatro sanatçısı oldukları için sık sık turnelere giderlerdi. Evimiz ahşap bir konaktı ve balıkçılar, aşçılar, şoförler, kayıkçılar, emektarlarla birlikte yaşadım. Müzik hep içimdeydi. Şarkıları severdim.
-
Sizi müziğe iten neydi, ilk hangi grupla çalıştınız?
Beni müziğe iten sevgiydi. Müzik sevgisiyle önceleri amatör olarak Jaguarlar, Dinamikler gibi gruplarla daha sonra Apaşlar Grubu’yla profesyonel olarak müzik dünyasına girdim. Hürriyet Gazetesi’nin 1967 yılında açtığı “Altın Mikrofon” yarışmasında ikinci olduk. O zamanlar, gazeteler kültür sanata daha çok önem verirlermiş.
-
Türkiye’de çok kritik dönemlerde müzik yaptınız, geçmişinize bakınca ne hissediyorsunuz?
Her zaman, her yerde inandığım müziği yaptım, söyledim. Ben, kaşıkçı başı değilim ki; herkesin ağzına göre kaşık vereyim. Sanatçı muhaliftir. Her zaman iyiyi, daha iyiyi, daha güzeli arar. Ben buldum, ben oldum, piştim der ise o zaman sazını duvara asması gerekir. Geçmişe bakınca dürüst, güzel bir hayat görüyorum. Olduğum gibi göründüm. Göründüğüm gibi oldum. Vay be dediğim, inanmadığım şeyler de oldu. Yani hayatın bizatihi kendisini yaşadım. Bu yıl itibariyle 58 yaşındayım. Daha ne kadar yaşarım kim bilir? Birlikte yola çıktığımız Barış, Fikret bu dünyadan göçtüler. Kare ası diğer ikisi Erkin ile benim. Allah bana onun acısını göstermesin. Gerçekten tahmin edemeyeceğiniz kadar buruluyorum. Bizler günlük telaş içinde bir araya gelemiyoruz ama birbirimizi yürekten severiz.
-
Yaptığınız müzik geçmişte sol taraftaydı. Günümüzde sağ-sol kavramları yavaş yavaş değişirken sizde veya müziğinizde bir değişim oldu mu?
Yaptığım müzik az evvelde söylediğim gibi inandığım müziktir. Geçmişte neye inanıyorsam hala aynı şeylere inanıyorum. Hala demokratım, soldayım, kayıtlı bir CHP üyesiyim. Ama bu, benden olmayan bir (X) partisinin güzel bir davranışını takdir edemeyeceğim anlayışında olmaz. Benden olmayan, bana karşıdır görüşü hiçbir uzlaşmayı getirmez. Hoşgörüyü, saygıyı bir kenara iter. Bu güzelim Türkiye’mizde hep birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz.
-
Türkiye’de müziğini beğendiğiniz kişiler kimlerdir?
Bizim 68 kuşağını çok beğenirdim. Aşıkları, partileri, ozanları dinlemeye doyamam.
-
Türkiye’de müzik piyasasını nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de müzik İstanbul’da İMÇ çarşısında karşımıza çıkar. Gerçek açılımı İstanbul Manifaturacılar Çarşısıdır. Keşke İstanbul Müzik Çarşısı olabilseydi. İşinin ehli olmayan birçok insan bu piyasanın içinde, işin ustası olanlar ya geri çekiliyorlar ya da ekonomiye yenik düşüyorlar. Sanatçı haklarını, eser haklarını korumak için kurulan kuruluşlar henüz çok yeniler. Zamanla bu güzel adımlar rayına oturacak diye ümit ediyorum.
-
Müthiş bir sesiniz ve yorumunuz var. Sesi bile olmayan şarkıcılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye bir cilalı imaj devrinden mi geçiyor?
Övgülerinize teşekkür ederim. Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur. Zaman Baba Hazretleri diye bir kavramım var benim. Allah herkesin yolunu açık etsin. Ben de annemin karnından mikrofonla çıkıp Dadaloğlu söylemiyordum. Müziği yürekten sevip, onun için emek, kültür, sabır, diyalog içinde olan kalıcı olur ki önemli olan tarihin bu taş devrine kazınmaktır. Aksi takdirde hoş bir sabun köpüğü gibi sönüverir insan. Yıllar yıllar önce Nazım Usta’nın bir şiirinde söylediği gibi “ Kabahatin çoğu senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim” Türkiye böyle bir insandan geçiyorsa eğer ki, kuşkusuz ağır bedeller ödenecek kişilik, ahlak adına da önce kendimizi sorgulamalıyız. Çocuklarımızı yetiştirirken kolaycılığa kaçmayı onlara biz öneriyor muyuz, yoksa davranışlarımızla, en basiti seyrettiğimiz TV programıyla bile örnek mi oluyoruz onlara?
-
Dinleyici kitleniz nasıl, kimlere hitap ediyorsunuz?
Ben şarkılarımın ve sesimin sürekli dinlenenlerden olduğunu sanmıyorum. Nasıl ki boş vakitlerde okunan kitaplar, magazin, Red-Kid gibi kitaplardır, boş vakitlerde dinlenen müziklerde de sözler o kadar önemli değildir. “ Gökte yıldız sıra sıra / Hafız kaçtı Mısır” a gibi şeylerdir. Oysa benim şarkılarımda, ciddi ve önemli bir kitapta yazılan sözleri anlamak sarf edilen efor gibi, düşünmek ve tahayyül etmek gibi eylemler vardır.
Bana göre kitap okumak da, müzik dinlemek de ciddi iştir. Sevda işi gibi. Emek ve zaman harcamak gerekir. Bir radyo programında bir arkadaş aradı, sesimi sözümü, müziğimi övdü. Şimdi çocuğumda sizin şarkılarınızı söylüyor. Annem babam da bunu neye bağlıyorsunuz diye sordu. Ben de, sizin evde bulaşıcı hastalık gibiyim demek ki, diye cevap verdim. Sağ olsunlar, sevenimiz, doğru anlayanımızda var. Eleştirip, biz senin şu gazeteyi veya bu gazeteyi okuduğunu sanıyorduk, diye okuduğum gazeteyi bile eleştirip o zaman artık onu dinlemeyelim diyenler de var.
Yıllar yıllar evvel, bir Avşa konserim sırasında, benim şarkılarımı sevip söyleyen ama ideolojisi olarak karşısında gören bir arkadaş beni öldürmeye karar vermiş. Hazırlanmış her şey. Bir tek ben sahneye çıkacağım, her şey sona erecek. Ancak konser iptal oluyor. Bu sahneye çıkamıyorum ve öldürülemiyorum. 2002 yazında Çanakkale’deki konserim esnasında geldi o arkadaş. Helalleşti benimle. Eğer öyle bir şey olsaydı bugün ne o vardı, ne de ben. Bana bir demet kırmızı gül verdi. Kucaklaştık, helalleştik. İkimizin ideolojisi yine farklıydı ama birbirimize saygılıydık. Ben bu saygıyı seviyorum işte…
-
Hayatta duyduğunuz en büyük pişmanlık nedir?
Hiç pişman olmadım. Hiçbir konuda. Yaşanması gereken her şey yaşanacak. Ben mukadderata inanırım. Herkesin alnında bir son kullanma tarihi yazar ve hiç kimse diğerininkini okuyamaz. Yalnızca yüce yaradan bilir.
-
Yurt dışı dönemi nasıl geçti?
İyimser bir insan olduğum için Kenan Paşa’ya teşekkür ediyorum. Bir lisan daha öğrendim. İngilizce biliyordum, Almanca’ da öğrendim. Yurt dışında konserler verdim. Tiyatro yaptım. Seyahate çıktım. Düşünme imkânım oldu. Kendimi ve hayatı sorguladım, kendimce cevaplar buldum.
Şimdi yaşlılık günlerimin başlangıç yıllarında huzurlu bir hayat sürüyorum. Mesleğim var, ölünceye dek mesleğimi sürdürmek istiyorum.
-
Size Özalcı, Fethullahçı gibi yakıştırmalarda bulunanların amacı nedir? Niye insanlar Türkiye’de belli bir kalıba sokulmak isteniyor, sizin kalıbınız nedir?
Sayın Özal sevdiğim saydığım bir şahsiyettir. (+) ve (-) leri gönlümde taht kurmuş bir insandır. Sanata, sanatçıya, sporcuya yakın olmuş, yurduna sayısız güzellikler kazandırmış bir insandır. Bilhassa eşi Sayın Semra Özal, annem Toto Karaca’nın hastalığında olağanüstü yakınlık göstermiştir. Teşekkürü her zaman bir borç bilirim. Anam benim en kıymetli varlığım. Ona yapılan en minik iyiliği dağ gibi görürüm. Yurt dışından yeni gelmiştim. Anam hastaydı, hastanedeydi ve parasızlıktan rehin kalmıştı. Semra Özal sayesinde anamı geri aldım. Hiç Anap’lı olmadım. Siyasi fikrim her zaman kalpaklı Mustafa Kemal’in CHP’sidir. Bu hiçbir zaman değişmedi. Fethullah Gülen şiiri okudum, eşim de okudu, iyi ve kötü haberlerimi duyduğunda beni aradı, sonsuz sevgi, saygı ve muhabbetim var. Ama Fethullahçı değilim. Hala CHP’liyim. MHP’ye Devlet Bahçeli’ye tebrik faksı yolladım diye CHP beni ihraç etseydi bile benim oyum yine onlara olacaktı. Benim işim partiyle, parti başkanıyla değil. Ben CHP’nin tüzüğünü beğeniyorum. Oy veren herkesin parti tüzüklerini okumasını salık veririm. Uzan Grubunun reklamlarını seslendirdim. Sen nasıl yaparsın diye gelen mesajların haddi hesabı yok. Kaybettiğim işlerde cabası. Ama unutmayanız ki, ben paramı sesimle kazanan sanatçıyım. Sonumuz hep Darülaceze olmasın yahu. Beni kategorize etmeyiniz. Ben Mehmet İbrahim’le İrma Toto’dan olma kul Karaca Muhtar Cem’im. Önce insanım, Fenerbahçeliyim. Bakırköy’de yaşarım, sanat yaparım.
-
Web siteniz var mı?
-
Anılarınızı yazmayı düşünüyor musunuz?
Kitabın adı “Kulis” olacak ve ben yazacağım anılarımı. Ama biraz daha sonra, işlerim çok yoğun. “Gazal” isimli ilk şiir kitabım “Mavi Ağ Yayın Evi”nden yayınlandı. Gökhan Aya’nın hazırladığı “Cem Karaca” kitabı da var. Şiir kitaplarım oldukça çok olacağa benziyor. Zira eşim İlkim hepsini daktilo etti. Ben tasnif edip kitapların isimlerini koyacağım. Sanatçı dostum Apaşlardan Mehmet Soyarslan’ın bir şarkısında yazdığı gibi. Çünkü, o şarkıyı o yazdı. O besteledi. Ben söyledim.
“Bir gün belki hayattan
Geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsan
Bak o zaman resmime”
Teşekkür ederim,
Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar…
Röportaj ve Fotoğraf :Uğur Bektaş
2002 Taksim/ İstanbul


Ayasofya- Hagia Sophia
İzzeddin Çalışlar
Müşfik Kenter
Ressam Heykeltraş Orhan Taylan






